

|
Büyüklerin yoğun bir istekle merak edip, sordukları bir soru vardır. Anneni mi cok seviyorsun, yoksa babanı mı ?Ben hiçbir zaman cevaplayamadım bu soruyu sorduklarında… Sadece o anda anne ve babama sarılırdım çoşkuyla ve büyük bir kucakla! İşte benim cevabım da buydu… Onlar anlarlardı benim ne demek istediğimi..Bugün babalar günü ve ben babamın yanında değilim. Canım babam! Eğer yanında olabilseydim seni huzurlu ve mutlu etmek için elimden ne geliyorsa yapardım. Sana gül bahçelerini ve en önemlisi kalbimin gülünü sunardım. Bugün senin yanında değilim, üzgünüm! Biliyorum yanında olmadığım için yine biraz kızgın ve üzüntülüsün, düşüncelisin. Ama sana söz veriyorum babacığım bu zamana kadar ayrılık adına göstermiş olduğun sonsuz fedakarlığın meyvesini birlikte toplayacağız. Bugün bu kadar yetenekli bir çocuksam bunu sana borçluyum. Yanında değilim evet ama çok güzel hizmetler ediyorum ve sen beni hala destekliyor ve tüm imkanları sunuyorsun. Seni çok ama çok seviyorum babacığım. Babalar günün kutlu olsun canım babam. Ve tekrar bugün başımı dizine koyamadığım ve seni doyasıya kucaklayamadığım için özür diliyorum. Bu arada tüm dünya kızı’nın çevirilerini okuyor. İftihar edebilirsin babacığım! Yalnız sen olmasaydın bu kızın güzel şeyler yapamazdı : ) Odam daki 'ney'ime de çok iyi bakıyormuşsun annem söyledi. Teşekkür ediyorum canım babam. Sonsuz sevgilerimle! Senin harika eserin olan kızın Nur AYDINER |
Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
|
|
Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
|
‘İnsan yaşamadan anlamazmış’ diye bir söz vardır eski zamanlardan günümüze ulaşan, sıradan gözüken fakat içi tıka-basa mana incileriyle dolu olan bir sözdür bu. Niye yaşamadan anlaşılmasın ki! der insan bazen. Çünkü daha çıraklık dönemindedir o soruyu soran kişi!
|
Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
|
Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |
|
Hep ‘Anneler Günü’ diyoruz da; peki nereden gelmiş ve geliyor bu özel gün? Hiç araştırdınız mı? Ben araştırdım. Gelin okuyalım hep birlikte! Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. Daha sonraları da milli gün olarak tarihe geçti. İşte arkadaşlar! Anlıyoruz ve görüyoruz ki; her yıl kutlanan ‘anneler günü’ bizim ecdad-ata ve efendilerimizden gelen bir gün değildir. İdrak-ı meali bu küçük akla gerekmez, zira bu terazi bu kadar sıkletı çekmez, demişler. :) Giriş gelişmeyi ben yaptım son noktayı size bıraktım. Kolay gelsin! Ben de; bizim yaşam tarzımızda o güzel şefkat abidelerinin yerine ve önemine biraz değineceğim. İnsanlık sıfatlarını kaybetmeyen her evladın birinci vazifesi ebeveyni’nin rızasını kazanmaktır. Anne babasının kalbini hoşnut etmektir. Onların istek ve arzuları için pervane olmak ve onlara hürmet göstermektir Bir evladın en birinci farz olan vazifesi de budur. İşte size semavî hüccet (delil): “Rabbin kesin olarak ferman buyurdu: O’ndan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya iyilik edin. Şayet onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık haline yetişirse, sakın onlara “Üf!” deme ve onları azarlama! İkisine de güzel ve yumuşak söz söyle (İsra/23) Hepimiz bir gün ihtiyarlayıp, birer nine ve dede olacağız. Bilindiği gibi; bu kaçınılmaz bir hakikattir. Ve anne-babalarımıza ne tür bir muamelede bulunmuşsak kendimizde aynılarıyla karşılaşacağız. Eğer bizler ana-babasına hürmet-hizmet ve saygıda kusur etmişsek evlatlarımız da bizlere hürmet ve hizmet etmeyecekler. Hem nasıl ki; Yaradanımız yeni doğan çocukların rızıklarını peşinen latif bir süt şeklinde gönderiyor. Aynen öyle de bir cihette çocuklaşan ve iyice acizleşen ihtiyar anne ve babaların rızıklarını da aynı şekilde ihsan ediyor. Dolayısıyla, Bir hanedeki ihtiyarlar berektin sebebi oluyor. Bu hakikati de beyan için Peygamber efendimiz (sav); “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belalar üzerinize sel gibi akacaktı” (Kenzül Ummal, 9/167) buyurmuştur. Aklı olan için başka söze ne hâcet. Bir söz de Üstad Bedîüzzaman’dan: “Valide hayatını evladına feda eder. Hayatını, senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm ve bir vicdansızlık olduğunu anla!..” İnsan eğer ahiretini severse anne babasının rızasını tahsil etmek zorunda. Eğer dünyasını severse yine anne babasının kalbini hoşnut etmek ve onlara hürmet göstermek zorundadır. Allah anne ve babalarımızı başımızdan eksik etmesin! Tüm anne ve babaları saygı ve hürmetle selamlıyoruz. Nur AYDINER |
Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı |