•мєηü•


4 sayfadan 1 . sayfa
| ileri
5/7/2009 - BİR ŞANS DAHA VERSELERDİ BANA, SENİNLE ÇOK UZUN ZAMANLARI VE DAH
—(••[ѕiziη içiη]••)—: Gonlumun Derinliklerinden Damlalar
Büyüklerin yoğun bir istekle merak edip, sordukları bir soru vardır.
Anneni mi cok seviyorsun, yoksa babanı mı ?Ben hiçbir zaman cevaplayamadım bu soruyu sorduklarında… Sadece o anda anne ve babama sarılırdım çoşkuyla ve büyük bir kucakla!
İşte benim cevabım da buydu…

Onlar anlarlardı benim ne demek istediğimi..Bugün babalar günü ve ben babamın yanında değilim.

Canım babam! Eğer yanında olabilseydim seni huzurlu ve mutlu etmek için elimden ne geliyorsa yapardım. Sana gül bahçelerini ve en önemlisi kalbimin gülünü sunardım. Bugün senin yanında değilim, üzgünüm! Biliyorum yanında olmadığım için yine biraz kızgın ve üzüntülüsün, düşüncelisin. Ama sana söz veriyorum babacığım bu zamana kadar ayrılık adına göstermiş olduğun sonsuz fedakarlığın meyvesini birlikte toplayacağız. Bugün bu kadar yetenekli bir çocuksam bunu sana borçluyum.

Yanında değilim evet ama çok güzel hizmetler ediyorum ve sen beni hala destekliyor ve tüm imkanları sunuyorsun.

Seni çok ama çok seviyorum babacığım. Babalar günün kutlu olsun canım babam. Ve tekrar bugün başımı dizine koyamadığım ve seni doyasıya kucaklayamadığım için özür diliyorum.

Bu arada tüm dünya kızı’nın çevirilerini okuyor. İftihar edebilirsin babacığım!

Yalnız sen olmasaydın bu kızın güzel şeyler yapamazdı : )
Odam daki 'ney'ime de çok iyi bakıyormuşsun annem söyledi. Teşekkür ediyorum canım babam.

Sonsuz sevgilerimle!

Senin harika eserin olan kızın

Nur AYDINER

Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


23/6/2009 - CİSMANÎ ALETLERLE MEYDANA GETİRİLEN RUHANÎ BİR HENDESE (HAT SANA
—(••[ѕiziη içiη]••)—: Osmanli hayrani mi desem_


Okullar kapandı, karneler alındı ve neslimizi en güzel surette devam

ettirecek geleceğin çiçekleri olan ülkemin güzel minik öğrencileri, yıl

boyunca çalışmaları’nın mukâfatı olarak rahat bir yaz tatili sürecine

girdiler.


Tatil iyidir, güzeldir fakat tatilin manası; zamanı zayi ederek, tam manasıyla gününü gün edip

eğlenmek değildir, olmamalı da!


Bu dinlenme aylarında çocuklarımızı sanata yönlendirebiliriz. Onların kendilerinde var olan

kıymetli yeteneklerini sergilemelerine zemin hazırlamalıyız ve müsaade etmeliyiz.


Yaz çalışmaları için kapımı çalıp bana müracaat eden duyarlı ebeveynler ve talebeler oluyor.

Osmanlıca, hat ve ney dersleri vermem için! Bundan son derece mutluluk duyuyorum. Çünkü
anne ve babalar öncelikle çocukları’nın bu dünyada ecdadları gibi mert, güzel ahlaklı ve kavî

olmalarını istiyorlar. Dilerim bu şuurda ebeveynlerimiz ziyadeleşir. Yukarıda gördüğünüz resim
odamdaki mürekkep, hat masası, ney ve divitlerimin bulunduğu köşedir. Evime gelip odamı ziyaret
etmek yakınlarıma, büyüklerime, öğrencilerime ve dostlarıma büyük bir heyecan veriyor. Bunu

fark ediyorum ve onların bu gibi sanatlarla ilgilenmeleri için elimden geleni yapıyorum. Meraklı

gözlerle dikkatlice izleyip dinliyorlar beni. Ve söz ile başlıyoruz, sözün bittiği yerde ney ile

devam ediyoruz : ) Sizlerle de bir nebze paylaşmak benim için büyük ayrıcalık olacak.


Hat, sözün veya ruhta cereyan eden fikir ve duyguların alfabe ve yazı vasıtaları ile

resmedilmesidir. Zihinde latîf bir halde bulunan mânânın vücudu için kesîf bir mahalle yani

kâğıt, mürekkep, harf ve kelimelere ihtiyaç vardır. Sesler sözlerin, sözler zihinde var olan, idrâk

olunan bir mânânın, his ve hayallerimizin ifadesidir. Söz ve yazı her ikisi de hayal, his ve idrâk
sahasında doğan bir mânâyı açıklar. Ancak söz dinleyenin idrâki ile sınırlı kalırken, yazı hem

dinleyenin hem de uzakta bulunan kimselerin ve gelecek nesillerin his ve akıllarına kadar uzanır.

Şüphesiz ki; medeniyetler de yazıyla devredilen bu ilim ve kültür mirasının üzerinde yükselir.


İslâm dinini kabul eden hemen hemen bütün kavimlerin dinî bir gayretle benimsediği Arap

yazısı, hicretten birkaç asır sonra İslâm Ümmeti’nin ortak değeri haline gelmiş, aslı ve

başlangıcı için doğru olan “Arap hattı” sözü zamanla “İslâm hattı” vasfını kazanmıştır.

Arap yazı sisteminde harflerin çoğu kelimenin başına, ortasına ve sonuna gelişine göre yapı

değişikliğine uğrar. Harflerin birbirleriyle bitiştiklerinde kazandıkları görünüş zenginliği, aynı

kelime veya cümlenin çeşitli kompozisyonlarda yazılabilme imkânı, hat sanatında da aranılan

sonsuzluk ve yenilik kapısını açık tutmuştur.



Hz. Peygamber (sav)’in bizzat belirttiği bazı kaideler bilinmektedir. Mesela, Hz

Muâviye (ra)’a hitaben şöyle diyor: “Ey Muâviye, divitine lika koy, kalemini eğri kes,

bâ’yı uzat, sin’i fark ettir, mim’i köreltme, Lafzatullahı güzel yaz, er-Rahmân’ı uzat,

er-Rahîm’i güzel yaz, kalemini sol kulağına koy ki, kolay hatırlayıp alasın.”


Hüsn-i hat bazı kaynaklarda “Cismânî aletlerle meydana getirilen ruhânî bir hendesedir.”

şeklinde tarif edilmiştir.


Hat sanatında harflerin anatomisi, kelimelerin, cümlelerin, istiflerin veya çok farklı

kompozisyonların esâsı, kaynağı her zaman İslâm Kültür ve Medeniyeti ve buna bağlı

olarak hayata bakış felsefesi olmuştur. Zaten bütün İslâm sanatları tevhîd akîdesi çerçevesinde
şekillenmiş ve âdetâ hepsini bir âhenk içinde telakkî etmek mümkün olmuştur. Hattatların en

büyük arzusu bir Kur’ân-ı Kerîm yazmaktır. Çünkü Kur’ân’ın lafzı gibi yazısı da
kudsî bir karaktere sahiptir.


Ve Mahmut Bedreddin YAZIR’ın Kalem Güzeli adlı şiiriyle ‘yazı

yazma’nın muhteşem bir sanat olduğunu bizlere bir kez daha ilham ediyor.

“Yazı, dilin eli, elin dilidir. Kafanın mîzânı, gönlün tercümânı, irâdenin ölçüsü, rûhun

aynasıdır. Cesette rûha benzer. Akıllara elçi, ma’rifetlere silah, ilimlere huccet, medeniyetlere

senettir. Sînesinde sırlar saklayan, çehresinde göz ve gönül sürûrutaşıyan, mesafeleri düren,

devirleri ânlara sokan, geçmişigeleceğe bağlayan sihirli bir bedîa, Rabbânî bir hârikadır.


Yazı, hâfızanın yükünü hafifletir, güzel yazı bunu dahada azaltır, gözü ve zihni erken

yorulmaktan korur, fikrin işlemesine, olgunlaşmasına yarar, sözü düzenler, ifadeyi

kuvvetlendirir,dili dizginler, düşünmeye zaman, düzeltmeye imkân verir.

Kâtibini edîb, hattatını zarîf yapar, çeşidli ihtiyaçlara

bunlara mütenâsip yeni yeni keşiflere yol açar, kişiye nîmet,fakire devlet, zengine şeref, âleme

ziynet, yoklukta celîs, gurbette enîs olur, yazana nâm verir, okuyana şân.”


Nur AYDINER

 

 


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


20/6/2009 - ELMAS ARARKEN, NİYE TAŞLARI TOPLAMAK İSTER İNSAN!?
—(••[ѕiziη içiη]••)—: Basari__nin Buyulu Okyanusunda Yolculuk

İnsan yaşamadan anlamazmış’ diye bir söz vardır eski zamanlardan günümüze ulaşan, sıradan gözüken fakat içi tıka-basa mana incileriyle dolu olan bir sözdür bu. Niye yaşamadan anlaşılmasın ki! der insan bazen. Çünkü daha çıraklık dönemindedir o soruyu soran kişi!

Mesela beni bir ki
şi ve ya bir olay ve yahut bir kitab konusu incitmemişse ben yazı yazamıyorum, yazamam ki! Bir şeyleri yazmak için duyumsamak gerekir. Aynı annelerin hislerine malik olabilmek için; bebek sahibi olup o dünyalar tatlısı güzel minik bebeği kucağınıza almak gibi bir şeydir.

Bir hayvan, dünyaya tüm kabiliyetleriyle yollanır, yaradan öyle yaratır. Civcivler do
ğdukları anda yürürler fakat insan olan bizler, zamanla o istîdata(kabiliyet) sahip oluruz, olabiliriz. Bizim farkımız düşünebilen akıllı varlıklar olmamızdır. Dolayısıyla ilmi okuyarak, araştırarak ve uygulayarak öğrenebiliriz. Bu kaçınılmaz bir esastır.

Güzel
şeyleri yaşayarak tecrübe ederek ve de demlenerek öğreneceğiz. Ya bize hoş görünmeyen hadiseler!? Elbette tuzun biberi, gündüzün gecesi varsa gülmenin ve sevinmenin de bir hüznü mutlaka olacaktır.

Bizler ta
ştan varlıklar değiliz; çamurdanız. Darbe aldıkça kuvvet kazanırız. Hatta her isabette bir kez daha ve ardından bir kez daha doğruyu anlar onu uygulamaya koşarız. Yılmayız, çabalar en güzeline müptela olmayı tercih ederiz. Muhakkak sabrımızın tükendiğini hissettiğimiz anlar yaşarız. Ama biliriz ki; bizi bu dünyaya gönderen Allah bizi bir yerlerde daima izlemektedir, bizi gözetip kollamaktadır. Ve nitekim katlanamayacağımız zorluk ve acıları vermez bizlere o sefkatli Yaradan!. Bunu bilir harika bir muvazzaf asker gibi yolumuza devam ederiz. Bu yol zorludur, yorucudur da! Çakıl taşları, kayalar, uçurumlar, yangınlar ve dahası vardır. Vardır var olmasına da, dünya zıtlıklar diyarıdır demiştik. Bu yüzden biliriz ki; güller, denizler, deryalar, yeşillikler ve ferahlık da vardır. Önce çıraklık sonra ustalık demişler. Kim birden ustalığı bulmuş ki biz de bulabilelim. Torpille kısa yol ile usta olmuş bile olsa bir insan ne kadar başarılı olabilir, varın siz düşünün artık.


Küçükken üzülür gizli yerlerde a
ğlardım hep. Ulu-orta ağlamasını sevmezdim ben. Fakat üzüldüğüm şeyler sadece benim başıma gelir sanırdım. Ve biliyor musunuz büyüdüğüm de bile öyle zannediyordum. Ama sonra büyüdüm hala da büyümekteyim ve yaşadıkça üzüldüklerimin benim başıma gelmediğini, bu kainat denen koca evde yaşayan her bireyin hissettikleri olduğunu anlıyorum. Araştırıyorum, soru soruyorum, okuyorum, dinliyorum ve nitekim dolu dolu öğreniyorum. Çünkü bizim vazifemiz bu.

Bir i
ş yapıyoruz. Söz gelimi bir resim çiziyoruz ve ardından birileri’nin beğenisine sunup övgü bekliyoruz. Evet insanı cezb eden bir huy! Fakat kendimizi mutsuz hissetmemizde büyük rol oynadığı’nın farkında değiliz. Eğer ben bir sanat eseri icra etmişsem bunu öncelikle kendim için yapmış olmalıyım. Ben diğer insanlardan değersiz değilim ki! Aksine önce kendime saygılı olmalıyım, hürmet etmeliyim. Bırakın onların sizin hakkınızda ne söyleyeceklerini ve ne düşündüklerini. Ben buyum ve başkası olmak yada başkalarının hoşuna giden bir karakter olmayı istemiyorum. Allah beni böyle yaratmış, niye fıtratımın zıttı bir kişilik olma çabasına gireyim ki!

Sabah uyandı
ğınızda aynadan tam göz bebeklerinizin içine bakıp, kendinize gülümseyin ve ‘seni çok ama çok seviyorum’ deyin. Bunu yapmacık yapıp geçiştirmeyin ha! : ) Samimiyetle ve içtenlikle yapın. Tatlı ufak bir muhabbet de edebilirsiniz kendinizle. Evet kendinizle hiç bu kadar yakın olmamıştınız öyle değil mi? Ama siz sizsiniz. Geçtiğimiz hafta enerji uzmanı Saadet Şen Hanımefendi’nin bir konferansına katılma fırsatım oldu. Bir bayan kitab okuyamadığı için kendisini tembel hissettiğini söyledi, ve çok mahçuptu. Saadet Hanım da kendisine şu sözleri söylemesini rica etti. ‘’Ben kitap okuyamıyorum, işlerim var, bunlar bana kendimi kötü hissettiriyor, üzülüyorum ama her şeye rağmen bana bunca güzellikleri verdiği için Allah’a çok teşekkür ediyorum ve kendimi çok seviyorum, kendimi çok seviyorum, kendimi çok seviyorum.’ Ve bayan bu küçük uygulamadan sonra gayet rahatlamış görünüyordu ve konferans sonunda sonsuz teşekkürlerini sunarak mutlu ve güler yüzle salondan ayrıldı.

Unutmayın! Siz bu kainatta yaratılmı
şların en mükemmelisiniz. Sizden bir tane daha yok bu dünyada olmayacak da! Siz her zaman sizsiniz ve taklit yapmayı, başkalarının istediği gibi bir insan olma oyununu bırakıp, kendinize kendiniz olmaya müsaade etmelisiniz. Yaradan sizi çok farklı cihazlarla yeteneklerle donattı. Lütfen bunları gizlemeyin. Dik durun, derin bir nefes alın ve şu anda bu satırları okurken ‘KENDİMİ ÇOK SEVİYORUM’ deyin.

Tüm güzellik ve hayrlar sizinle olsun efendim.

Nur AYDINER

 

 


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


9/6/2009 - Harika Gitarist Prens'e (14)
—(••[ѕiziη içiη]••)—: Basari__nin Buyulu Okyanusunda Yolculuk

Harika Gitarist Prens'e


Gece saat 01:42 Yurt dışında seminerler verebilmek için İngilizcemi daha da akıcı hale getirme çalışmalarımda her gün o dil ile ilgili ses dosyaları dinlemem gerekiyor. İngilizce filmler izliyor, bolca kitaplar okuyorum. Ve artık vücudumun sukûnet istediği bu müthiş saatlerde yine çalışmaya devam edebiliyorum. Nasıl mı? Joy Fm adlı yabancı slow müzik çalan bir radyoya denk geldim az önce. Ve gerçekten şu dakikalarda ruhumu dinlendirmekle beraber bu yazıyı yazmamda da bana oldukça yardımcı oluyor.

Lise yıllarımda 8 kişilik dil sınıfında eğitim görmekteyken resim sanatına karşı yoğun bir ilgim olduğunu bilen İngilizce öğretmenim zilin çalmasıyla yanıma gelip müjdeli haberini vermişti; ‘Nur, okul müdürüyle konuştum ve yıl sonu mezuniyet töreninde eğer istediğimiz sayıda tablo üzerinde çalışabilirsek bir resim sergisi açabileceğiz.’ demişti öğretmenim ve o zamanlar hayalim olup, bana çok uzak gibi görünen harika bir düşün gerçekleşebileceği haberi beni inanılmaz mutlu etmişti. Anladım ki; bir şeyi çok istemek (niyet) hakiki güçtür.

Hayatta birçok insanlarla tanışıyoruz. Yer ve zaman fark etmeksizin yaradan bir şekilde, bir takım vesilelerle güzel insanları değerli kişilerle buluşturuyor. Bu zamana kadar üstlenmiş olduğum vazife itibariyle çok özel insanlarla tanışma fırsatım ve de imkânım oldu.

‘Büyük dualar, ilk isteyenlerin kalplerinden çıktıklarından itibaren büyüyen ruhsal ışıklardır.’
Ve ben çok güzel yürekli insanlarla arkadaş olmak için dua ettim. Bu duayı eden tek ben değildim. Külli (umumi,büyük) bir topluluk vardı yanımda; dostlarım. Ve yaradan duamızı kabul etti bizleri tanıştırdı.

Birkaç gün önce müthiş bir insan ve bir o kadar da yetenekli dünyalar güzeli, harika bir yürekle tanıştım. Makine mühendisliği bölümünü okuyan genç bir üniversite öğrencisi. Aynı zamanda gitarist ve iyi bir kick bokscudur. Çok güzel şiirler yazabiliyor, ve benim için bir gecede futbol oynarken 15 gol atabiliyor :) Bisiklete motor takıp harikulade bir Mercedes icat edebiliyor. Yolda mercedesiyle giderken fakir bir kızın parasını cebren ve hile ile almaya çalışan gençleri pataklıyor. Tarih, kitap ve macera olan her şeye ilgi duyuyor. Ve bugünlerde biraz rahatsız fakat en kısa zamanda iyileşecek çünkü ben her zaman ona buradan o duymasa görmese bile hergün bir avuç sevgimi yollayacağım. O hissedecektir biliyorum. :)

İnsanları sevmeyi seviyorum. Küçük bir su kaplumbağam vardı bundan 4 ay önce! İsmi pıtırcıktı. Onunla hep konuşur dertleşirdim. O beni anlardı ben de hislerimle onun beni anladığını anlardım. Hatta bir gün onunla İngilizce bile konuşmuştum. Gittiğim derslere götürüyordum, ilgi odağı oluyordu.

Hayatı ve içindekileri sevebiliyorsak, sevmesini biliyorsak mutluyuz. Hepimiz çok değerli varlıklarız bunu bazen unutuyoruz ama inanıyorum ki; bizler çok güçlüyüz ve bu güç bize herşeyi sunacaktır. Sevgi, şefkat ve fedakarlık, muhteşem bir üçlü!

Dostlarımızı, yanımızda önemli hissetmelerini sağlayarak desteklemeliyiz. Sevmekten korkmayın arkadaşlar. Severseniz bir o kadar fazlasıyla sevileceksiniz. Hiç yapamıyorsanız bir yaprağı bir otu ya da ne bileyim bir taşı sevin ama lütfen sevin ve sevilin.


Nur AYDINER


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


10/5/2009 - Valide (anne)
—(••[ѕiziη içiη]••)—: Birer kase sicacik hakikat ister misiniz_
Merhaba arkadaşlar! Bugün tarihimizde ve takvimimizde ve de milli gün rehberimizde ‘Anneler Günü’ olarak geçmektedir. Kainatta her bir anne ve baba evladı için büyük bir lezzet alarak kendi hayatlarını tereddütsüz feda edebilir. Hayatını bile şek ve şüphesiz feda edebilecek kadar şefkatle yaratılan anne-baba en ziyade hürmet ve saygıya layık olanlar değil midir? Dolayısıyla anne ve babaların o azim şefkatle göstermiş oldukları ilgi ve muamelelere karşılık evlatlarından hürmet ve saygı görmeleri elbette haklarıdır. Ama anne ve babaların hakları olan evlatların göstermesi gereken bu hürmet ve saygı tek güne sığdırılamaz diye düşünüyorum. Keza öyle bir durum söz konusu olursa, o saygı ve sevgide yapmacıklık vardır diye de düşünülebilir.

Hep ‘Anneler Günü’ diyoruz da; peki nereden gelmiş ve geliyor bu özel gün? Hiç araştırdınız mı? Ben araştırdım. Gelin okuyalım hep birlikte!

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. Daha sonraları da milli gün olarak tarihe geçti.

İşte arkadaşlar! Anlıyoruz ve görüyoruz ki; her yıl kutlanan ‘anneler günü’ bizim ecdad-ata ve efendilerimizden gelen bir gün değildir. İdrak-ı meali bu küçük akla gerekmez, zira bu terazi bu kadar sıkletı çekmez, demişler. :) Giriş gelişmeyi ben yaptım son noktayı size bıraktım. Kolay gelsin!

Ben de; bizim yaşam tarzımızda o güzel şefkat abidelerinin yerine ve önemine biraz değineceğim. İnsanlık sıfatlarını kaybetmeyen her evladın birinci vazifesi ebeveyni’nin rızasını kazanmaktır. Anne babasının kalbini hoşnut etmektir. Onların istek ve arzuları için pervane olmak ve onlara hürmet göstermektir Bir evladın en birinci farz olan vazifesi de budur. İşte size semavî hüccet (delil): “Rabbin kesin olarak ferman buyurdu: O’ndan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya iyilik edin. Şayet onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık haline yetişirse, sakın onlara “Üf!” deme ve onları azarlama! İkisine de güzel ve yumuşak söz söyle (İsra/23)

Hepimiz bir gün ihtiyarlayıp, birer nine ve dede olacağız. Bilindiği gibi; bu kaçınılmaz bir hakikattir. Ve anne-babalarımıza ne tür bir muamelede bulunmuşsak kendimizde aynılarıyla karşılaşacağız. Eğer bizler ana-babasına hürmet-hizmet ve saygıda kusur etmişsek evlatlarımız da bizlere hürmet ve hizmet etmeyecekler.

Hem nasıl ki; Yaradanımız yeni doğan çocukların rızıklarını peşinen latif bir süt şeklinde gönderiyor. Aynen öyle de bir cihette çocuklaşan ve iyice acizleşen ihtiyar anne ve babaların rızıklarını da aynı şekilde ihsan ediyor. Dolayısıyla, Bir hanedeki ihtiyarlar berektin sebebi oluyor. Bu hakikati de beyan için Peygamber efendimiz (sav); “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı belalar üzerinize sel gibi akacaktı” (Kenzül Ummal, 9/167)
buyurmuştur. Aklı olan için başka söze ne hâcet.

Bir söz de Üstad Bedîüzzaman’dan: “Valide hayatını evladına feda eder. Hayatını, senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm ve bir vicdansızlık olduğunu anla!..”

İnsan eğer ahiretini severse anne babasının rızasını tahsil etmek zorunda. Eğer dünyasını severse yine anne babasının kalbini hoşnut etmek ve onlara hürmet göstermek zorundadır.

Allah anne ve babalarımızı başımızdan eksik etmesin!

Tüm anne ve babaları saygı ve hürmetle selamlıyoruz.

Nur AYDINER

Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz :: Baglantı


Bu blogdaki yazılar; tecrübe ve sevgi yumağının sımsıcak duyumsanmasıyla yazılmıştır.
Blogdaki mevcut olan tüm yazılar benim kalemimden çıkan sözcüklerdir.
Benim eserlerimdir.
istifade edilme düşüncesiyle alıntı yapılmak istenilirse blog adresi ve ismimle beraber alıntı yapılabilir.
Saygılar.
NuR AyDıNeR